Doomscrolling Ne Zaman Ruhu Yormaya Başlar?
Gün içinde sadece “bir bakayım” diye açılan telefon ekranı, bazen fark etmeden uzun bir zihinsel yorgunluğun kapısını aralar. Bir haber, onun altındaki başka bir haber, ardından bir yorum, sonra yeni bir kriz başlığı, bir görüntü, bir tepki, bir felaket ihtimali daha. Kişi çoğu zaman bunu bilgi sahibi olmak, gelişmeleri kaçırmamak ya da gündemi takip etmek için yaptığını düşünür. Oysa bir noktadan sonra haber takibi, bilgi edinme sınırını aşar ve ruhsal yük oluşturan tekrar eden bir maruziyete dönüşebilir.
Bugün birçok insan kendini sürekli kötü haber tüketirken buluyor. Savaşlar, ekonomik belirsizlikler, suç haberleri, sosyal çöküş anlatıları, hastalık, kriz, kayıp, tehdit, felaket ve çürüme imgeleri dijital akış içinde durmaksızın önümüze geliyor. Üstelik artık yalnızca haberi okumuyoruz; aynı başlığın farklı sunumlarını, insanların tepkilerini, öfkesini, korkusunu, alayını, komplo yorumlarını ve yeniden üretilmiş versiyonlarını da tüketiyoruz. Böylece kişi yalnızca dünyada olan bitene değil, aynı zamanda kolektif kaygının dolaşımına da maruz kalıyor.
İşte bu noktada “doomscrolling” dediğimiz şey ortaya çıkıyor. En basit haliyle doomscrolling, kişiye iyi gelmediği halde kötü, tehditkâr, kaygı uyandırıcı içerikleri durmadan tüketmeye devam etmesi demektir. Kişi çoğu zaman yorulduğunu bilir ama yine de ekrandan kopamaz. Çünkü burada mesele sadece merak değildir; çoğu zaman belirsizliği kontrol etme çabası, zihinsel tetikte olma hali ve tehditten haberdar kalırsam hazırlıklı olurum yanılsaması devreye girer.
Neden kötü haberi bırakmak bu kadar zor olur?
İnsan zihni tehdit içeren bilgiye nötr bilgiden daha hızlı yönelme eğilimindedir. Bu aslında yabancı bir durum değildir. Zihin, olası bir tehlikeyi kaçırmamak için olumsuz olana daha fazla dikkat kesilir. Günlük yaşamda bu özellik bizi koruyabilir. Ancak dijital dünyada bu savunma düzeni, sürekli uyarılan ve bir türlü sakinleşemeyen bir yapıya dönüşebilir.
Kötü haberi takip ederken kişi farkında olmadan şöyle bir iç konuşma içinde olabilir: “Bir sonraki haberi görmezsem eksik kalırım”, “Durum daha da kötüleşmiş olabilir”, “Bilmem gerekiyor”, “Hazırlıklı olmalıyım”, “Herkes bunu konuşuyor, ben de takip etmeliyim.” Bu düşünceler ilk bakışta mantıklı görünür. Fakat sürekli tekrarlandığında zihni dinlendiren değil, durmaksızın alarma geçiren bir işleyiş üretir.
Burada bir başka önemli nokta daha vardır: belirsizlik. İnsan zihni çoğu zaman kötü bir kesinliği, belirsiz bir bekleyişe tercih eder. Çünkü belirsizlik kontrol edilemeyen bir boşluk duygusu yaratır. Doomscrolling bazen bu boşluğu kapatma girişimidir. Kişi daha fazla veri toplarsa daha güvende hissedeceğini sanır. Oysa çoğu zaman olan bunun tersidir. Daha fazla veri, daha fazla senaryo; daha fazla senaryo, daha fazla kaygı üretir.
Duyarlı kalmak ile tükenmek arasındaki ince çizgi
Bazı insanlar kötü haberi takip etmeyi etik bir görev gibi yaşar. Sanki dünyada olan biteni sürekli izlemek, acıya tanıklık etmek ve hiçbir şeyi kaçırmamak zorundaymış gibi hisseder. Bu duygunun insani bir tarafı vardır. Fakat burada şu soruyu sormak gerekir: Sürekli maruziyet beni daha duyarlı mı yapıyor, yoksa daha yorgun, öfkeli ve çaresiz biri haline mi getiriyor?
Çünkü ruhsal olarak çöken bir zihin, toplumsal olarak da daha etkisiz hale gelir. Bazen geri çekilmek, durmak, sınır koymak ve kendini toparlamak ilgisizlik değil; tam tersine sürdürülebilir bir duyarlılığın koşuludur. İnsan her acıya aynı anda maruz kalmak zorunda değildir. Her krizi kendi sinir sistemi içinde taşımaya çalışmak, bir süre sonra kişinin hem kendisiyle hem dünyayla ilişkisini bozabilir.